Əli Həsənovdan türkcə analitik məqalə

<b>Əli Həsənovdan türkcə analitik məqalə</b>
Oxunma sayı: 183

Sovyetler Birliğinin çöküşü ile Orta Asya ve Hazar havzasının zengin enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara açılması, yabancı ülkelerin ve uluslararası şirketlerin bölgeye ciddi şekilde ilgi göstermeleri ve benzeri gelişmelere bağlı olarak bölgede yeni jeopolitik ve jeoekonomik koşullar oluşmaya başladı.

Orta Asya ve Hazar havzası ülkelerinin bir zamanlar sadece SSCB-nin mutlak kullanımında ve jeopolitik tekelinde bulunan ve tek bir merkezden uluslararası piyasalara ihracatı yapılan doğal kaynakları, bölgenin enerji kaynağı rezervleri ve diğer stratejik hedefler kısa bir süre içinde uluslararası politika ve ulus ötesi ilişkiler gündemine oturdu, bölgenin yeni oluşan ülkelerinin enerji kaynağı rezervleri tüm dünyaya açılmış oldu. Dolayısıyla da havza, enerji, ulaşım, haberleşme ve benzeri projelerin odağı haline geldi.

SSCB- nin çöküşü aynı zamanda bölgede kendi çıkarlarından hareket eden yeni bağımsız devletlerin Hazarın hidrokarbon rezervlerine sahip olmalarına ve bunları kendi menfaatleri çerçevesinde kullanmalarına olanak sağladı. Söz konusu dönemden başlayarak, bölge devletleri arasında bölgenin diğer önemli jeopolitik konularının yanı sıra kendi sınırları içindeki petrol ve doğalgaz kaynakları üzerindeki egemenliklerini tesis etmek, bunları serbest bir şekilde çıkarmak, üretilen ürünleri serbest bir şekilde istedikleri güzergâhlar üzerinden uluslararası piyasalara çıkarmak ve satışını gerçekleştirmek konularında görüş farklılıkları, çıkar çatışmaları ve rekabet ortamı oluştu. Bölge ülkelerinden her biri yabancı ekonomik ortakları birlikte, kendi çıkarları doğrultusunda, sahip olduğu enerji kaynaklarını bağımsız bir şekilde çıkarma ve güvenli bir şekilde uluslararası piyasalara taşıma, petrol ve doğalgaz ihracatı için ekonomi ve güvenlik açısından rantabilitesi yüksek yeni boru hatları ve koridorların yapılması konularını uluslararası jeoekonomik ilişkileri düzlemine taşımaya ve çözüm yolları aramaya başladılar.
Uluslararası araştırmacılar Orta Asya, Hazar havzası ve Güney Kafkasyada uluslar ötesi enerji güzergâhları ve boru hatları konusunda yürütülen politikanın bazı temel karakteristik özelliklerinin ve jeopolitik niteliğinin altını çiziyorlar. Bu nitelikler, öncelikli olarak, tespit edilen zengin petrol ve doğalgaz yataklarının işletilmesi, elde edilen ürünlerin uluslararası piyasalara taşınması güzergâhlarının seçimi, satış fiyatları ile ilgili ayarlamalar, ihracatın gerçekleştirilmesi için Doğu-Batı koridorlarının ve boru hatlarının yapılması ve benzeri konularda Hazar havzası ülkelerinin kendi aralarında ve bölgenin enerji projelerinde yer alan uluslararası şirketler ile diğer aktörler arasında ortaya çıkan ciddi görüş farklılıkları ve çıkar çatışmalarından kaynaklanıyordu.

SSCB-nin çöküşü ile bağımsızlığına kavuşan ülkeler içinde ilk olarak Azerbaycan, kendi enerji politikaları ve jeoekonomik çıkarları doğrultusunda, özgürce seçtiği uluslararası ortaklarla (Batı devletleri ve Türkiye) Hazarın kendisine ait bölümünde petrol ve doğalgaz yataklarının işletilmesi ve elde edilen ürünlerin ihracatının gerçekleştirilmesi yönünde irade ortaya koydu. Azerbaycanın bu girişimi yeni koşullarda tüm Avrasya bölgesinde ve dünyada enerji politikaları üzerine kurulu yeni jeopolitik ilişkilerin itici gücü oldu. Bunun ardından yeni uluslar ötesi enerji projelerinde yer alan Hazara kıyıdaş ülkelerden her biri kendi jeoekonomik çıkarları doğrultusunda bu veya diğer gruba katılmak suretiyle birbirleri ile ciddi jeoekonomik rekabet içine girmeye, bölgesel, yerel ve uluslararası çıkar çevreleri arasında belirli manevralar yapmaya başladılar. Bu koşullarda, kısa bir süre içinde her bir birliğin ve ortak çıkar alanlarında oluşturulan jeoekonomik grupların kendi lider ve yardımcı devletlerinin (aktörlerinin) ortaya çıkması doğal bir sonuçtur.

Siyaset bilimcileri, 21. yüzyılda Hazar havzasının jeoekonomik ve jeostratejik karakteristiğini etkileyen ikinci grup önemli etkenlere, Orta Asya ülkelerinin uluslararası alana çıkış olanaklarının kısıtlılığını, yeni koşullarda bölgenin enerji kaynaklarının ihracatında ve genel olarak Doğu-Batı ilişkilerinde Güney Kafkasyanın geleneksel Rusya güzergâhlarına alternatif olma olasılığının ortaya çıkmasını, petrol ve doğalgaz ihracatı için eski ve yeni koridorlar ile ulus ötesi boru hatlarının güzergâhlarını, bunların jeoekonomik fonksiyonlarını ve benzeri konuları dâhil ediyorlar. Kanımızca, bu konular üçüncü binyılda aynı zamanda bir bütün olarak dünya jeopolitiğinin ve küresel enerji politikasının ana gündem konularını ve öncelikli alanlarını oluşturuyorlar.

Hazar havzasında yürütülen boru hatları ve güzergâhları politikasının karakteristiğini etkileyen üçüncü temel etken, somut olarak bu boru hatları konusunda hangi devletlerin hangi tutum içinde oldukları, bu devletlerin amacının kendi ürünlerini özgür bir biçimde uluslararası piyasalara çıkarmak, satışını gerçekleştirmek ve ülkelerini geliştirmek mi, yoksa boru hatları üzerindeki avantajlı konumlarını kullanarak komşu devletlere ve dünya ülkelerine jeopolitik baskı uygulamak mı olduğu noktasındaydı. Boru hatları ve güzergâhlar konusunda bölge ve dünya ülkelerinden bazıları (Azerbaycan, Türkiye, Orta Asya ülkeleri, Gürcistan ve Batılı ülkeler), kendilerinin ve ortaklarının jeoekonomik çıkarlarından hareket ederek, ekonomik açıdan daha az masraflı ve verimli yolları kullanmak suretiyle ihracatın ve ithalatın gerçekleştirilmesinden yana tavır ortaya koyarken, diğerleri (Rusya ve İran) uluslararası piyasalardaki mevcut fiyat politikaları üzerinde eski etkinliklerini devam ettirmek, dünya genelinde ve bölgede kendi avantajlı konumlarını sürdürmek, başka ülkelerin uluslararası enerji piyasalarına etkisini azaltmak, bunların enerji alanında alternatif ve bağımsız aktörler olarak yer almalarını engellemek gibi sağduyudan uzak amaçlar taşıyorlardı.

Prof. Dr. Ali Hasanov


Daha tez məlumatlanmaq üçün yeni Facebook səhifəmizi